Bir gün kaç saatttir sorusunun cevabı geliyor değil mi aklınıza ben böyle deyince? Ama ben kadınlardan bahsediyorum. Tam yirmidört kadından. Hem de hayatımda daha önce hiç görmediğim yirmidörtlü. Aslında bu kadınlar seksenüç taneler ama ben henüz yirmidört tanesi ile tanışma şansını yakaladım.
Aynı ama bir o kadar da farklı bir amaç için bu kadar çok kadının bir araya geldiğini görmemiştim. Ya hayır, şimdi bana altın günlerinden filan bahsetmeyin! Hem siz hiç annenizin altın gününe Prof. Dr. Ali Beba'nın geldiğini gördünüz mü, kuzum? Hadi diyeceksiniz ki o erkek nasıl gelsin; e peki ya Özden Anık? Böyle elinde kısırla... Görmediğinize göre bırakında yazıma devam edeyim.
Bu kadar kadın "İşimi acaba nasıl daha iyi yönetebilirim?" sorusuna cevap aramak için buluşmuş. Aramızda 20 yıldır kendi işini yapan da var, daha evvel hiç bu işlere kalkışmamış ama bu eğitimi başlangıç saymış olanlar da. Ben iki yıldır çıktığım bu yolda ilerliyorum. Bu kısa süre zarfında bile bezdiğim anlar oldu. Tıpkı doğrularım olduğu kadar hatalarım da olduğu gibi. Ama bu sürede iki büyük şansım oldu. Bunlardan biri; onlara hizmet etme şansını bana veren müşterilerim... Çünkü başarının asıl kaynağı, size güvenen insanlardır.
Diğer bir şansım ise başvurumun kabul edilmesi ile dahil olduğum 10.000 Kadın Girişimci Projesi...
Bu projeden haberdar olduğumda biraz araştırayım dedim; hani önceden katılmış olanların isimleri, tecrübeleri filan. Aklımca değerlendirme yapacağım bakalım neymiş diye. Meğer ilk senesiymiş projenin Türkiye'de. Goldman Sachs bir süredir dünyanın birçok ülkesinde uyguluyormuş bu projeyi zaten. Bununla ilgili yazım için bkz: http://ipekilyasoglu.blogspot.com/2010/05/10000-girsimci-kadn-projesi.html
Xing üzerinden bir network seminerine katılmıştım. Orada Ertuğrul Belen; "Bir kişiyi tanıyor olmanız beş kişiyi tanıyorsunuz anlamına gelir ve bu beş kişinin her birinden de beşer kişi daha..." demişti. İnsanları tanıyor olmanın büyüsüne kapılınca sürekli yeni birileri ile tanışma ihtiyacı doğuyor insanda. Hele bizim toplumumuz için bunun ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliriz. Televizyonda gördüğümüz bir ünlüyü bile tanıdığımızı iddia ederiz çoğu kez. "Geçende kimle tanıştım bil?" diye başlayan cümleleri hemen hepimiz duymuşuzdur. Hatta biz bile deriz "Var ya bu dizide oynayan benim ilkokul arkadaşımdı." Hatta hastaneye gideceksinizdir tanıdık birini ararsınız. Karınız doğuruyordur ama siz hala tanıdık bir doktorun, en olmadı hastabakıcının peşindesinizdir. O kadar mühim bir iştir birilerini tanımak.
Ama tabi bu noktada tanıdığın kişilerin potansiyeli filan gibi bir konu da gündeme gelebilir. Bu konuyu 10.000 Kadın Grişimci Projesi üzerinden değerlendirmek istiyorum. Burada önemli olan potansiyel müşteri olacak kişileri tanımak değil. Aksine herhangi bir konuda fikri alınabilecek, güzel paylaşımlarda bulunulabilecek dostlar edinmek. Aslında bu söylediğim tam da bu yazının temelini oluşturuyor. Bu proje sayesinde tanıştığım insanlarla belki bir gün çalışma fırsatı bulacağım ama bu sadece bir ihtimal. Kesin olan ise şu ki; çiçeklerimin bakımını danışabileceğim bir Bahar, en sevdiğim şey olan doğal ürünlerle ilgili bilgi alabileceğim bir Rana, ihalelere güvenle girilmesini sağlayan bir Nilgün, ne istersen temin edebilecek -ki en mühimleri turnak bakımı için olanlardır- bir Merve var artık hayatımda. Bu kadınları arasan bir arada bulamazsın! Düşünsenize metal aksamlar üreten bir kadın var. Kim o, Yeliz. Benim diyen internet arama motorları veremez size bu bilgiyi :)
Dolayısıyla eğitim-öğretim bir süre sonra ikinci plana düşüyor. Bunun yerini insan ilişikileri alıyor. (Bir de Feraye var, yurtdışı fuar organizatörü. Yurtdışına çıktığında beni de yanında götürecek, gezdirecek, söz verdi. Dedim size insan tanımak daha önemli diye :))
Kimileri "girişimci iş kadını" olmakla ilgili aldığım bu eğitimi eleştirebilir. Hatta "İpek şirket yönetmeyi bilmiyormuş" bile diyebilir. Ama bize ders veren öğretmenlerin büyük kurumlarda çalıştığı, hatta holdinglere danışmanlık yaptıkları gözönüne alınırsa bu düşüncelerin ne denli saçma olduğu görülebilir. Ne yani; koskoca bir holding finans konusunda birinden danışmanlık aldığında onlara "Aaaa ne ayıp, bilmeden holding yönetiyorlarmış!" diyebilir miyiz? Hiç sanmam. Hmm, bak şimdi farkettim, biz daha yolun başındayken aldık ya bu eğitimleri. Çoğundan bile önde sayılırız!
Ben 29 yıllık hayatımda olmasa da işte belki "hayat" hakkında fikir sahibi olduğum yıllardan bugüne anladım ki; öğrenmek her şeyin temelidir. Bilmiyor olabilirsin ama öğrenebilirsin. Sağlıklı insan beyninde kapasite yoktur. Ne kadar bilgi yüklersen o kadardır kapasiten. Öyle fizik profesörü olunmasından bahsetmiyorum tabi ki. Kitap okumazsan hangi kapasiteden bahsedebilirsin ki? Gazete okumuyorsan nerede kalır genel kültür. Onun için tasarımcıysan finanstan, bankacıysan edebiyattan, bakkalsan etten, kasapsan zerzevattan az da olsa anlayacaksın. En azından bir fikrin olsun be arkadaşım, öyle boş boş bakma yüzüme!
ipeki
Tweet