8 Haziran 2012 Cuma

Beiktaş Şeref'tir; Şeref Beşiktaş'tır






Boğaz azgın bir nehir gibi akıyordu Marmara’ya doğru.
İstanbul’un üzerine çöken manevi ağırlığı kaldıracak bir evliya beklentisi vardı sokaklarda. Karayelden esen rüzgar, yağmur getirecekti şehit mezarlarına. Fatih’in al kanla fethettiği İstanbul beşyüzyıl sonra, kansız savaşsız İngilizler’e teslim edilmişti bir Mayıs sabahı.
Dolmabahçe önünde son silahlı birlik de silahlarını teslim ediyordu.
Yüzbaşı Şeref ve birliği manga manga tüfeklerini, tabancalarını hatta süngülerini İngiliz subaylarına makbuz karşılığı teslim ediyordu.
Birliğin sonu geldiğinde İngiliz Çavuş Şeref Yüzbaşı’ya bağırdı :
- Sör ! Tabancanız...

Şeref hiddetle döndü, elinin tersiyle çavuşa vuracak oldu.İngiliz Binbaşı araya girdi ve “Tabancanız kalsın, mermileri boşaltınız yüzbaşı” dedi.
Şeref hiddetle tabancasını çekti, ateş edebileceğini düşünen İngiliz askerleri silahlarını Yüzbaşı Şeref’e doğrulttular. Şeref “altı patlar”ını gökyüzüne çevirdi, tambur pimini çekti, prinç kovanlı ve uçları çentikli altı mermi iki metre yükseklikten yere boşaldı. Kabzası laz işi, baba yadigarı tabancasını kılıfına soktu, asker dönüşüyle birliğinin karşısına geçti.
Hazırolda bekleyen 120 asker yumrukları sıkılı, dişleri kenetli, Galiçya’dan Hicaz’a, Trablusgarp’tan Fizan’a peşinden gittiği o mert adamın ağzının içine bakıyordu. Bir emir verse, evet o bir emir verse bir avuç züppe İngiliz’i elleriyle boğabilirlerdi.
- Şimdi dağılıyoruz arkadaşlar. Sizleri 10 yıldır sabırla bekleyenlerin yanına gidin. Ama unutmayın bu iş daha bitmedi, bu millet esaretini yenmek için sizin gibi yiğitlere ihtiyaç duyacaktır. Hakkınızı helal eder misiniz?
Bir an sessizlik oldu. Elleri cebinde ve cebinde tuttuğu yuvarlak metal çerçeveli gözlüğü olduğu halde bekledi. Bekledi, bekledi... Birliğin çavuşu bir adım öne çıktı ve:
- Bizim helalimiz seninle şehit düşmektir komutanım.
Şeref’in gözlerinden hiç de istemediği halde iki damla yaş süzüldü, ellerinde tuttuğu gözlük tuzla buz olmuştu. Avuç içi kanıyordu ve daha sert bir sesle bağırarak :
- Hakkınız helal midir bana?
****
Yağmur yağıyordu. Gökyüzündeki martılar birkaç dakika önce yaşadıkları gökgürültüsünden beter bir “Helal Olsun!” sesinden duydukları ürküntüyü üzerlerinden atamamışlardı.
Kan damlaları Dolmabahçe’den Beşiktaş’a doğru birer metre aralıklarla Şeref’i takip ediyorlardı. Neden sonra elinin kanadığını farketti. Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi ardındaki yüksek duvarın altında omuzundaki yıldızlı apoletleri söküp eline sardı. Kanı emen apoletin ipek örtülü yıldızları kıpkırmızı oluverdiler.
Şeref Bey sabahın yağmurlu hüznünde Beşiktaş’a vardı. Balıkçı kahvesinde oturmak istedi ancak “hırpani halim bir Türk subayına yakışmaz” diyerek sahile indi. Oturup tekne altını onaran balıkçıyı seyre daldı. Kan çanağına dönen gözlerinin ardında fırtınalar kopuyordu. Sırtına dokunan elle irkildi. Kafasını kaldırdı. Biraz önce teknesini onarırken seyrettiği denizci bir şeyler söylüyordu. Ama Şeref duyamıyordu onu. Sararmış dişlerine bakarak denizcinin, anlamaya çalıştı söylediklerini.
- Asker aga, asker aga ?
- Efendim
- Okuman, yazman var mıdır?
- Evet. Hayrola?
- Agam be teknenin adını yazsan olur mu?
- Tamam. Nedir teknenin adı?
- Kardelen
- Sevgilinin adı mı?
- Hee... Nerden bildin?

Harp Okulunda aldığı “Hat” dersi ilk kez işine yarıyordu. Şeref Osmanlıca ve bir kardelen şekline benzer motifle yazdı tekneye genç denizcinin sevgilisinin adını “KARDELEN”
- Aga, kardelen mi bu şimdi? Ya aga çok güzel oldu. Sana borçlandım şimdi ben.
- Bir gün ödersin. Nerelisin sen?
- İnebolulu’yum. İstanbul’daki Rum meyhanelerine tuza basılmış torik getiririz. Rumlar lakerda mı, lekarda mı ne diyorlar. Fener’i dönerken teknenin altını vurdum. Burada onarıyorum. Kısmetse öğlen namazı tekneyi indirip İnebolu’ya yelken basacağım.
*****
Yüzbaşı Şeref Akaretler Yokuşu’ndan Osmanoğlu Konağı’na yürüdü. Konağın kapısını müstahdem açtı.
- Şeref Beyim, hoşgelmişsin
BJK Divan Kurulu üyesiydi. Eskrim takımında kılıç hocasıydı ve futbol takımında da kalecilik yapıyordu. Şeref konağın ahşap merdivenlerini hışımla çıkıp çatıdaki malzeme deposuna girdi. Kısa çatı camının altına oturdu. Tabancasını çıkardı. Cepkenindeki enfiye kutusunu eline aldı. Kutuyu kulağına götürüp iki salladı. Sedef kakmalı enfiye kutusu tıkırdamaya başladı. Kutuyu açtı, içinden pamuğa sarılmış gümüş bir kurşun çıktı. Kurşunu çizme derisine süre süre iyice parlattı. Kurşunu tabancasının tamburuna sürdü, tamburu hızla çevirip kapattı. Kırlaşmaya başlayan şakaklarına götürdü.
“Affet” dedi.
TIK... boş
TIK... boş
TIK... boş
*****
Kapı hiddetle açıldı. Ahmet Fetgeri içeri girip dördüncü kez tetiğe basmakta olan Şeref’in elindeki silahı kaptı. Şeref kendinden geçmiş bir durumda ağlamaya başladı.
- Ne yapıyorsun sen, delirdin mi Şeref ?
- ...
Koltukaltından tutup Şeref’i aşağıya indirdi. Sade kahve ile birer sigara içtiler.
“Herşey bitti” dedi Şeref.
“Daha değil” dedi Fetgeri. “Dün akşam Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul’u terkedip Anadolu’da mücadeleyi başlatmak için gemiyle Samsun’a doğru yola çıktılar”
Gözleri parladı Şeref’in. Birkaç dakika önce Azraille Rus ruleti oynayan o değildi sanki. Bir kuş olup o gemiye yetişmeyi geçirdi aklından. “Nasıl giderim ben de?” dedi.
“Çok zor. Salmazlar seni İstanbul’dan” dedi Fetgeri. Çaresiz hissetti Şeref kendini. Birden Kardelen geldi aklına. Kardelen vardı ya İnebolu’ya giden. “Neden olmasın?” diye söylendi. “Dur cellalenme hemen” diyen Fetgeri’ye Kardelen’i anlattı.
“Dostum fındık kabuğu kadar bir tekneyle gidemezsin oralara. Sakin olunuz, bir çare düşünürüz elbet” dedi Fetgeri. Artık Şeref’i durdurmanın imkanı yoktu. Yukarı çıktı, üç beş parça eşyasını bez asker torbasına sıkıştırdı. İki dost sarıldılar.
“Ha, unutmadan bu torbayı da al, lazım olur belki” dedi Fetgeri. “Nedir bu?” diye sordu Şeref. “Denize açılıncaya kadar sakın açma” cevabını aldı.
*****
Kardelen denize inmiş, yelken açmaya hazırlanırken bir sesle irkildi denizci :
- Tayfa lazım mı?
Gözleri ışıldadı genç denizcinin.
- Buyur agam. Ama hayırdır, nereye?
- Senin gittiğin yere, hatırlarsan bana borcun vardı, ödeşmiş oluruz.
*****
Kardelen, Anadolu Feneri’ni geçip Karadeniz’e yol alırken, Şeref erguvanlara son kez baktı. Erguvanların güzel renklerini İngilizler’e bırakıyordu.
Yaralı elini Karadeniz’in az tuzlu temiz sularında yıkadı. Temiz bir bez parçası aradı sarmak için. Fetgeri’nin verdiği çantanın düğümünü açtı. İçinde beyaz bir beze sarılı yuvarlak bir şey vardı. Bu bez olur diye açtı bezi ve Kardelen’in içine bir futbol topu yuvarlandı. Gözlerine inanamadı. Bu top mahalli ligde gol yemeden şampiyon oldukları ve hatıradır diyerek sakladıkları “Ertolhd” marka, içten lastikli pahalı futbol topuydu. “Ah be! Fetgeri” dedi içinden ve güldü.
*****
Arasıra esen sert rüzgar ve serpiştiren yağmura rağmen Şile açıklarını neşeyle geçtiler. Ağva limanında gece demirlediler. Lakerdanın satılmamış kısmıyla, mısır ekmeği ve erik rakısı akşam yemekleriydi. Gece denizci gence Beşiktaş’ı, Ahmet Fetgeri’yi ve bu futbol topunun hikayesini anlattı hiç susmadan. Şeref çok içtiği rakının ardından yüzüne doğan yakıcı güneşle uyandı. 

Kardelen, Pazarbaşı burnunu aşmış, Karasuya doğru yelkenleri doluyordu. Kardelen’in genç reisi Asiye tüküsünü söylüyor, tekneyle yarışan yunuslara mısır ekmeği atıyordu. Arasıra “Kardelenim, sevdiğim”e benzer mırıldanmalarla yavuklusunu anıyordu. Ertesi gece Akçakoca, diğer gece Amasra limanında yattılar. Yüzbaşı Şeref denizciliği de öğrenmeye başlamıştı. 

Amasra limanı çıkışı denizci hayıflandı. “Hava patlayacak agam” Şeref baktı, baktı. Keyifli ve güneşli bir 19 Mayıs sabahından başka bir şey göremiyordu. Önemsemedi.

Teknedeki topun bir o yana, bir bu yana gittiğini gören Şeref başını kaldırdı. Deniz tarafı tamamen kararmıştı ama daha öğlen bile olmamıştı.
“Karadan neden bu kadar uzaklaştık?”diye sordu Şeref.
“Agam, kaba dalga vuruyor, burnu çevirdim”
*****
Bir süre sonra yağmur eşliğinde öyle bir fırtına başladı ki, Şeref’in midesi dışarı çıkarcasına istifra ediyordu. “Yelken ipinden uzak dur agam, ayağına dolanmasın” dedi genç adam. Bir büyük dalga geçti üzerlerinden. Sonra bir daha, bir daha. Dümen tutan avuçları ezilmişti denizcinin. Şeref yelken ipini tutmaya çalışsa da bir süre sonra direk kopup, denize düştü. Denizcinin çığlığı bardaktan boşalırcasına yağan yağmura karıştı.
“Agam ipi sal”
Şeref duyamadı, tekne boyunun beş katı bir dalga sancak tarfından tekneyi alabora etti. Dalga çukurunun dibindeki tekne denizin altında kaldı. Denizci büyük bir çeviklikle kendini yukarı itip sudan çıktı.
Yüzbaşı Şeref su çekmiş asker üniformasının ağırlığı ve çizmesine dolanan yelken ipiyle tekneye bağlı karanlık dibe doğru hızla batıyordu. Yarım dakika dibe hızlı gidiş, ayağından çözülen iple durdu. Artık tekneden kurtulmuştu ama üzerindeki ağırlık onun yüzeye çıkmasına mani oluyordu.
Bulanık denizde gözleri açık çırpınırken, yanından geçen beyaz birşey gördü. Bu, yukarı doğru hızla çıkan Ertolhd marka futbol topuydu.
BJK ‘nın gol yemez kalecisi “Panter” Şeref topa doğru uzandı, uzandı...
*****
Kerempe Burnu’nda baygın yatan genç denizci ve yanında Ertolhd marka futbol topu dalgalarla birlikte salınıyordu. Genç denizci yüzünü paramparça eden kayalıkların üzerine çıkıp bağırdı :
“Agam ! Agam!”
Yüzbaşı Şeref hayatının golünü Karadeniz’in soğuk sularında yemişti. Topa yetişememiş ve karanlık sular onu dibe doğru sürüklemişti. Elbet Karadeniz onu Anadolu’ya verecekti.
*****
Mustafa Kemal’in ardından Kurtuluş mücadelesinde yer almak için Anadoluya geçen Yüzbaşı Şeref ‘ten tam 17 yıl sonra 19 Mayıs 1936’da Şeref’in takımı Beşiktaş Jimnastik Kulübü, 19 Mayıs’ta kutladığı spor gününün her yıl “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı”olarak milletçe kutlanması için önerisini Atatürk’e sundu ve kabul edildi.
Öneriyi Beşiktaş Jimnastik Kulübü adına veren Ahmet Fetgeri Bey’dir.
*****
Ahmet Fetgeri’ye 1924 yılında bir hanım gelir ve bir torba bırakır. Ahmet bey kadının getirdiği torbadan çıkan topa bakar ve kadına sorar.
- Nedir bu bacım?
- İstiklal savaşında şehit düşen kocamın vasiyetiydi, size vermemi istedi.
Ahmet bey sorar
- Adın ne bacım?
Kadın yanıt verir.
“KARDELEN”





12 Nisan 2012 Perşembe

Sertifikalı Kadın Girişimci

Uzun bir müddet sizinle Özyeğin Üniversitesi vesilesi ile çıktığım yolculuğu paylaşmıştım.
Artık SERTİFİKALI BİR KADIN GİRİŞİMCİYİM!

Arkaplana baktığımda birçok kişinin buradaki bilgilere ilgi duyduğunu gördüm.
Benim yazılarımı okuyarak projeye başvuranların olduğunu da biliyorum.
Bu beni çok mutlu etti.
Böyle olunca da yazılarıma devam etme kararı aldım.

Hem de yeni yazılarım yeni seçildiğim projeden edindiğim bilgilerden oluşacak.
Avrupa Birliği ve KAGİDER ortak projesi olan Avrupa Birliği Mentor Ağı Projesi'ne mentee olarak seçildim.
Mentörüm Bedriye HÜLYA.
Bedriye Hanım'ı B-Fit Sağlık ve Yaşam Merkezleri'nden tanıyabilirsiniz.

Bedriye Hanım ile yaptığımız aylık görüşmelerden edindiğim bilgileri derleyip sizlerle paylaşacağım.
Dilerim  hepimiz için faydalı olur.

20 Ekim 2011 Perşembe

BUGÜN GÜNLERDEN 20 EKİM

Canım acıyor, kalbimde bir sancı var.

Sarsıyor beni...

20 Ekim...
Hayatımdaki en kıymetli varlığın doğum günü...
Doğduğum günden bugüne Yaradan'ın bana verdiği en büyük hediye; kardeşim...
En büyük sırdaşım...
En çok eğlendiğim...
Gözlerine bakınca ağladığım tek varlık...
Sevgiden ağlar mı insan?
Ağlar elbet... O an düşünürsün çünkü "Ya ona bir şey olursa?" diye.
Öyledir kardeş sevmek...
Anneni veya babanı sevdiğin gibi sevemezsin kardeşini.
Ona içinin titrediği kadar sevgiline, kocana titremez için...
Belki sadece evladını kardeşin kadar sevebilirsin, ama evladın da kardeşine benzesin istersin.

Öyle bir şeydir işte kardeş sahibi olmak.
Daha anne, baba olmadan peşinden koşturduğun evladın gibidir.
Dersaneye götürürsün, futbol seçmelerinde yanında olursun, sırdaşı olursun, abisi olursun...
Hatta bazen babasısındır...
Ablasısındır ama abisi olsan bu kadar özel şeyler paylaşamazsın.
Birbirinizin eksik parçalarını tamamlarsınız.
Hissedersiniz artık, o olmazsa siz yarım bile değilsiniz...

20 Ekim kardeşimin doğum günü...
Ve 24 gencin toprağa verileceği gün...
Çoğu kardeşimden küçük...
Hiçbirini tanımam ama 2 gündür akan gözyaşlarımın sebebidirler...
Dedim ya insan kardeşi için ağlar diye, şimdi onlar da benim kardeşim gibi artık.
Hele bugünde...
Kardeşimin yeni yaşını kutladığım bu günde...

Karacaahmet'e mezarlık ziyaretine gittiğimizde yolumuzun üzerinde 1988 yılında doğmuş ve
20 yaşındayken şehit düşmüş yakışıklı bir çocuğun kabri var...
Kardeşimle yaşıt.
Mezar taşına fotoğrafını nakşetmişler...
Gözlerimin içine bakıyor gülen yüzüyle...
Ağlatıyor beni her seferinde.
Kabri pırıl pırıl...
Yaz-kış hep taze çiçekler oluyor mezarının başında.
Annesi geliyordur belki her gün, ya da ablasıdır gelen...
Kim ayrılabilir ki kardeşinden?


Kalbim acıdı.








.

9 Nisan 2011 Cumartesi

Bir mükemmel gün...

4 Nisan gününü bu kadar keyifli geçireceğimi hiç tahmin etmiyordum açıkçası. Sadece keyifli demek bu güzel günü anlatmak için yeterli değil aslında. Heyecanlı, sürprizli, paylaşım dolu... Yeni insanlar, tanımanın verdiği ayrıcalığı da eklemeliyim tabi ki! Yeterince merak uyandırdıysam eğer nerede olduğumu söyleyebilirim.

NTV’de yayınlanan ve LabX ile Özyeğin Üniversitesi’nin sponsorluğunu üstlendiği “Bir Fikrin mi Var?” yarışmasının set arkası konuğuydum. Bir kadın girişimci ve blog yazarı olarak davet edildim.
Açıkçası elimde bir not defteri ile ortalıkta öylece dolanacağımı sanıyordum. Malum prodüksiyon işleri meşakkatlidir, insanlar benimle mi uğraşacaklar diye gayet  kendimce düşünceler içerisindeydim.  Ancak anladım ki; önyargı kötü bir şeydir.


LabX Genel Müdürü Fuat Sami ve yarışmanın Facebook sayfa yöneticisi sevgili Sümeyya Gökcan ile programın çekimlerine gittim. Çekim hazırlıkları başlamıştı bile. Dedim ya prodüksiyon zahmetli bir iştir diye, hakikaten de öyle... Hazırlıklar devam ederken ben salonda keşfe çıktım. Çalışmaları yakından inceleme fırsatı buldum. Büyük bir ekip en küçük bir ayrıntıyı dahi atlamamak için üstün bir performansla çalışıyordu. NTV’nin ekibine kendimce “Bravo!” demek istiyorum.
Oluşturulan ekibin kalitesinden bahsetmişken öncelikle projenin genel yapısı hakkında da birşeyler söylemek isterim. Bu bilgiler “bir fikri olanlara” yardımcı olabilir umarım:
Türkiye’nin ilk %100 yerli girişimcilik yarışması formatlı “Bir Fikrin mi Var?” için 6 aylık yoğun bir yapım ve organizasyon süreci geçirilmiş. Öyle ki bugüne kadar 7.000’e yakın iş fikri başvurusu alınmış ve tek tek değerlendirilmiş. 2007 – 2010 yılları arasında 800.000 TL’lik sermaye yatırımı sağlayan ve toplamda 1.400.000 TL değerinde ödül dağıtan yarışma, 3 girişimciyi kendi işinin patronu yapmış. (Çok iyiymiş ya!)
Yarışma hakkındaki bilgilere ulaşmak ve takip etmek için:
 
Salonda hazırlık sürecini fotoğrafladıktan sonra kulise geçtim. Farkettiğim en önemli şey; fikir sahipleri ile jüri üyelerinin kuliste tanışmıyor olmaları. Yani jüri, fikirleri ilk kez yarışma esnasında duyuyor, buradaki verilere ve sunuma göre değerlendirme yapıyor.  Jüri demişken kendilerinden bahsetmek için heyecanlanıyor, direkt o konuya girmemesi için kalemimi zor zapt ediyorum :)

Günün en şaşırtıcı anı da buydu sanırım benim için. Önce Uludağ İçecek Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Ömer Kızıl ile karşılaştım. Süper ötesi biri diyebilirim! Sonra bir baktım Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı geliyor, göz göze geldiği herkese gülümseyerek. Sonra odaya bir göz atayım dedim Koton Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gülden Yılmaz içeride keyifli bir sohbete dalmış.
Dedim ki; “İpek sakin ol!”

Ben böyle heyecanlanmışken Ömer Kızıl tüm neşesiyle yanımıza geldi ve Fuat Sami bizi tanıştırdı. Pozitif enerjisi ile insanlarla müthiş bir iletişim kuran Ömer Kızıl’a birkaç soru sordum. Sonra da birlikte piyano iskemlesinde (evet odada piyano vardı) oturup Ali Sabancı’nın Hürriyet haftasonu eki için verdiği röportajı dinledik. İşte Ömer Kızıl ile olan sohbetim:

·         Ömer Bey ben de bir kadın girişimci yeni veya genç girişimcilere bakışınızı, tavsiyelerinizi merak ediyorum. Bu bağlamda bir iki sorum olacak. Fikir sunumlarındaki performansları yeterli buluyor musunuz?  Sunum değil fikir önemli mi dersiniz?
·         Genel olarak fikir sunumları tabi ki çok çok önemli. İfade edebilmek, tüm verileri aktarabilmek fikrin kabulü noktasında hayati rol oynar.  Ama bu yarışma için sunumlardaki en büyük dezavantaj sürenin kısa olması. Dolayısıyla fazla detaya girmeden konu en hayati noktaları ile anlatılmalı ve yalnızca gerekli detaylar verilmeli. Az ve öz sunum anlayacağınız :) Ama bence her şeyden önemlisi pozitif olmak! O enerjiyi sunum yaptığın kişilere geçirmek zorundasın. Bazen fikir sahibi geliyor, direkt negatif bir hava içerisinde oluyor. Böyle olunca geriliyor projesini de anlatamıyor. Sonuç başarısız oluyor tabi ki.

·         Mucitleri sever misiniz? Fikir sahiplerinden icat mı yoksa ticat diyebileceğimiz ticari bir ürün mü beklersiniz?
·         Girişimci nasıl bir proje geliştirirse geliştirsin muhakkak ki topluma faydalı olan bir şey ortaya çıkarmış olmalıdır bence. Bir eksiğe, bir ihtiyaca çözüm bulmuş olmalıdır. Adını sonra ne koyarsa koysun ama muhakkak ki fayda sağlamalı!


Ali Sabancı röportajı esnasında “Girişimci doğulmaz abi olunur.  İçinde varsa olursun zaten yoksa ne yapsan yap olmaz.” Dedi. Pek de doğruydu söylediği. Olunabileceğini hatta öğrenebileceğini söylediğinde ben de müsaade isteyerek,  10.000 Kadın Girişimci programının ilk mezunlarından olduğumu, aldığım eğtimin bana neler kattığını anlattım. O an Türkiye iş dünyasının en önemli insanlarıyla aynı ortamdaydım ve hepsi cankulağıyla beni dinliyorlardı. Bu onuru bana verdikleri için teşekkür ederim. Ali Sabancı ile de makyaj odasında sohbet ettik:
·         Ali Bey, madem fikirlerin ödüllendirildiği bir yarışmadayız size şunu sormak istiyorum: Bir fikrin yatırım alabilmesi için öncelik nedir? Mesela yatırımcıya para kazandıracak olması mı? Çok orijinal bir proje olması mı?
·         Fikrin sahibi! Sadece bu. Çünkü fikri sattıracak olan da kendisi. Zaten fikir sahibi önce fikrine kimi inandırmalı? Tabi ki kendisini. Kendi inanmadığı bir projeyi gelip zaten anlatamaz, satamaz, değerlendiremez. Önemli olan özgüven!
·         Kadın girişimciler için pozitif ayrımcılık yapar mısınız?
·         Yapılmalı zaten! Ben ülkemde başarılı olan daha çok kadın görmek istiyorum.

Hazırlıklar tamamlandığı için Gülden Yılmaz ile konuşamadan şekime girildi. Ama ben sohbet için söz almıştım bile :) Günün en bomba isimlerinden biri de emin olun ki Celal Pir idi. Tavırları, samimiyeti ve tabi ki ses tonu ile müthiş bir insan! Tüm fikir sahipleriyle birebir ilgileniyor, heyecanlarının yatışmasına yardımcı oluyor; hatta bazen jüri karşısında yarışmacıdan yana çıkıyor. En son bir girişimciye şunu söylüyordu: “Fikrinizi, işinizi sizden daha iyi bilen kimse yok. Çıkın ve tüm birikiminizle işinizi anlatın ve jüriyi ikna edin.”


Çekimlerin televizyona yansımayan kısmı da tıpkı yayınlanan kısmı gibi keyfili geçti. Ali Sabancı, Özer Kızıl’a ve Gülden Yılmaz’a takılmadan edemiyor. Sürekli neşeli bir ortam var. Bu da fikir sahiplerine yansıyor tabi ki. Sürekli samimi bir ortam yaratılarak “iş sunma” gerginliği ortamdan uzaklaştırılmaya çalışıyor.
Çekime ara verildiğinde Gülden Yılmaz ile seohbet ettik. Deneyimli bir iş kadınıyla çömez bir girişimci kadının buluşması gibiydi. Anlattıkları, benimle paylaştıkları çok kıymetliydi. En önemlisi beni dinlemesi oldu; malum tekstil ortak noktamız :) Girişimcilik üzerine şunları konuştuk:


·         Gülden Hanım, hepimizin aklına fikirler geliyor, şöyle olsa ne güzel olur diye düşünüp duruyoruz. Sizce her fikir sahibi bir girişimci midir?
·         Değildir. Projelendirilmemiş hiçbir fikir bir girişime dönüşemez. O halde her aklına fikir geleni girişimci saymamız lazım. Fikrini iş planına döken, uygulanabilirliğini gören kişiler girişimci olabilirler. Analitik hayalperest olmalıyız diye düşünüyorum. Sadece bir şeyler düşünüp, bunları hayal seviyesinde bırakmamamız lazım. Hedefe ulaşmak için çözümcü yollar bulunmalı ve başta da dediğim gibi fikirler kesinlikle projelendirilmelidir. Aksi halde yolda kalınır. Motive olan kazanır!
·         Kadın girişimciler için pozitif ayrımcılık yapılmalı mı?
·         Ben girişimcilere ayrımcılık yapılmasından yanayım genel olarak. Kadın veya erkek olarak kategorize etmek istemiyorum. Fikrine gönül vermiş, buna inanmış herkesin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani sadece kadın diye olmayacak bir projenin desteklenmesi bana pek de adil gelmiyor.

Şimdi size projelerden bahsetmeyeceğim ama öyle şanslıyım ki bu yarışmanın en ilginç bölümüne denk geldim. İzlediğinizde neden bahsettiğimi çok iyi anlayacaksınız. Bugünün birincisiyle de keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İsmini daha sonra yayınlayacağım. Bakın bakalım yeni bir girişimci tecrübeli girişimcilere sorduğum sorulara nasıl yanıtlar vermiş:

·         Bizler analitik düşünmüyoruz. Sorunu tespit etme konusunda çok iyiyiz ama çözmek konusuna gelince çok vasatız. Ben de tespit ettiğim bir soruna çözüm bulmak için yola çıktım.
·         Proje sunumlarında en önemli olan bence samimiyettir. Ben bu şekilde davrandım ve birinci seçilmem de bunun etkisi olduğunu düşünüyorum. Tabi ki heyecanıyor insan ama profesyonel tavır ve pozitif yaklaşımla hiçbir sorun çıkmayacağına inanıyorum.
·         Girişimcilerin önündeki en büyük engel bürokrasi sanırım. Özellikle ürün patenti alma süreci çok sıkıntılı. Kimi zaman başvurudaki yazı karakteri veya rengi bile dosyanın ertelenmesine sebep olabiliyor. Bir girişimci için en olumsuz şeylerden biri  vakit kaybıdır.
·         En son Bir Fikrin mi Var? Yarılmasının üstlendiği görevden bahsetmek istiyorum. Bu bizim girişmlerimiz, projelerimiz bile bu programın yanında bence bir hiç. Bu programı Türkiye’deki en büyük girişimcilik projesi olarak görüyorum. Öyle bir girişimcilik projesi ki; ülkedeki tüm girişimcilere kollarını açıyor. Emeği geçenlere, bu projeye destek verenlere teşekkürlerimi sunuyorum.

İkramların dostça paylaşıldığı, herkes için keyifli bir ortamın oluşturulduğu harika bir gündü. Bana ilk daveti yapan Sihir Mobilya Yönetim Kurulu Üyesi ve Networking Akademi’nin kurucusu Ertuğrul Belen’e teşekkür etmek istiyorum. İyi ki 1,5 sene evvel seminere katılmışım da kendisiyle tanışmışım. Sonra projenin sponsoru LabX Genel Müdürü Fuat Sami’ye teşekkür ediyorum. Proje her yönüyle mükemmel bir şekilde işlemeye başlamış. Böyle olunca bana da bu müthiş ortamın tadını çıkarmak kaldı. Bir de tabi ki Özyeğin Üniversitesi... Girişimciliğe bu kadar destek olan bir başka eğitim kurumu olmadığını artık herkes biliyor. Ben de bu kurumun bünyesinde eğitim alma şansı bulanlardan biri olduğum için çok mutluyum. Öğrendiklerimin yanısıra bana açtığı kapılar, farkettirmeden oluşturduğu ortamlar hayallerimin de ötesinde. Sağolun! Jüri üyelerini es geçemeyeceğim. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki; hiç bu kadar yakın hissedeceğimi düşünmemiştim. Samimiyetiniz için teşekkür ederim. Tekrar görüşmek üzere...

İpeki

7 Şubat 2011 Pazartesi

10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı Başvuruları Başlamış!

Geçen sene Temmuz ayında başlayan serüvenimi uzun uzun buradaki yazılarımla paylaşmıştım.
Bunlar sadece benim tecrübelerimdi.
Her kadının kendine çıkardığı bir ders, öğrendiği bir şey, farkettiği bir yenilik, belki de kazandığı yeni bir vizyon oldu.
Bu bağlamda daha yeni hikayeler dinleyebilmek için, yeni dönem başvurularının başladığını buradan da duyurmak istiyorum. Aşağıdaki dökümandan gerekli şartları öğrenebilisiniz:



10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı’nın 2. Yıl  
Başvuruları Başladı!

SON BAŞVURU TARİHİ 28 ŞUBAT 2011

Kadın girişimcilere destek olmak amacıyla Goldman Sachs tarafından dünya çapında 22 ülkede yürütülen ve Türkiye’de Özyeğin Üniversitesi tarafından hayata geçirilen 10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı ikinci defa kadın girişimcilere kapılarını açıyor. Türkiye’de 2011 yılı içinde toplam 135 kadınının ücretsiz eğitim göreceği programdan yararlanmak isteyen kadın girişimcilerin Şubat 2011 sonuna kadar www.10000kadin.org adresinden başvurularını yapmaları gerekiyor. Programa, ekonomik büyüme potansiyeli yüksek bir işe veya iş fikrine sahip olan, ancak gerekli eğitimleri maddi koşulları nedeniyle alamamış bütün kadın girişimciler başvurabilecek.

Sertifika Programı Nasıl Bir Eğitimi Kapsayacak?
10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı kapsamında 3 aya yayılmış bir süre içerisinde toplam 6 haftada 150 saat eğitim verilecek. Eğitimler; girişimciliğin temel ilkeleri, muhasebe ve finans, süreç yönetimi ve organizasyonel planlama, satış ve pazarlama, sermayeye erişim ve iş planı geliştirme ve değerlendirme konularını içeriyor.

Programı tamamlayıp sertifikasını alan her kadın girişimci, mezun olduğu günden itibaren en az bir yıl süre ile izlenecek ve işini büyütebilmesi için mentörlük ve koçluk hizmetlerinden yararlanacak.  

Ücretsiz olan programın eğitim dili Türkçe olacak.

Kimler Başvurmalı?
10.000 Kadın Girişimci Sertifika Programı’na,
·         En az lise, tercihen üniversite mezunu,
·         İşletme lisans veya yüksek lisans eğitimi almamış,
·         Ekonomik büyüme potansiyeli yüksek (istihdam ve ciro olarak) bir işe ya da iş fikrine sahip,
·         Daha önce bu tür eğitimlerden maddi koşulları nedeniyle yararlanamamış,
·         En az iki yıllık iş tecrübesine sahip,
·         İstanbul’da düzenlenecek, 3 aya yayılmış 6 haftalık programa katılabilecek durumda olan
bütün girişimci kadınlar başvurabilir.

Başvurular www.10000kadin.org web sitesi üzerinden yapılmaktadır.
Başvuru için son gün: 28 Şubat 2011

Başvurular yukarıdaki kriterlere göre değerlendirildikten sonra; uygun bulunan adaylar ile yapılacak mülakatlar sonucu programa kabul edilecek kadın girişimciler belirlenecek ve seçilen kişiler programdan ücretsiz olarak yararlanacaklardır.

Mezunlar Ne Diyor?
“2009 yılında işlerin yolunda gitmemesiyle eğitim almam gerektiğine inandım. İşimi daha fazla nasıl geliştirebilirim düşüncesi ile 10.000 Kadın Projesi ile tanıştım ve başvuru yaptım. Şu anda bu yazıyı 10.000 kadın benim değişimle 10.000 bacım için yazıyorum. Bu projede böyle bir ekiple tanıştığım ve eğitim aldığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.” – Arzu Ekici

“Aralıklarla 3,5 aylık zaman dilimine yayılan 150 saatlik eğitim sonunda önce kendimin farkına vardım. Her eğitim modülü ile edindiğim, nokta atışı şeklinde bizlere verilen bilgiler sayesinde kendimi aştığımı ve çok daha dolu, bilinçli bir girişimci olarak bundan sonra yoluma devam edebileceğimi bilmek ve bu güveni hissetmek ayaklarımın yere daha sağlam basmasına neden oldu. Tüm bunların yanında eğitimin ardından bir yıl boyunca alacağımız mentörlük desteği de bence bu projenin bana ve benim gibi girişimcilere sunduğu en önemli hizmetlerden biri.” – Nilgün Köse

“Firmamın işletmede bilimsel yöntemleri kullanarak ilerlemesinde eğitim faaliyetlerini çok önemli bulduğum için Goldman Sachs 10.000 Kadın Projesi ile Özyeğin Üniversitesi ailesine dahil oldum. Burada çok iyi bir eğitim aldım, çok iyi arkadaşlar edindim ve işinde uzman iyi yönetici, işadamı ve eğitmenlerle tanıştım. Bu proje, kendimi keşfetmenin ve geleceğe yeni bir vizyonla bakmanın en önemli adımı oldu Kendimi tanımam, sahip olduğum değerleri ve eksikliklerimi görmem için bana ayna tuttu. Yürüdüğüm bu uzun ve zorlu yolda artık yalnız olmadığımı gördüm. Bir misafir olarak karşılandığım Özyeğin Üniversitesi artık benim için  evim ve işimden sonra “Üçüncü Bir Ev” oldu.” – Refika Özoğlu

İletişim:
Detaylı Bilgi ve Başvuru için: www.10000kadin.org

Özyeğin Üniversitesi Girişimcilik Merkezi
Tel: 0216 559 2354